CopyPastehas never been so tasty!

Kum Saati - Ahmet Altan

by anonymous

  • 0
  • 0
  • 0
288 views

Bazen hayatımızda öyle noktalardan geçeriz ki tek bir karar bütün geleceğimizi belirleyebilir.

Doğru bir tercih yapabilirsek önümüz açıktır ama yanlış bir tercih yaparsak kendimizi bir yok oluşa teslim ederiz.

Kürt meselesinde öyle bir tarihî noktadan geçtiğimizi düşünüyorum.

Bu noktada en büyük sorun, ancak “iki tarafın” da doğru karar vermesiyle kurtulacak olmamız.

Önce önümüzdeki siyasi tabloya bir bakalım:


“Apo’yla resmen görüşüldüğünün açıklanmasına”
rağmen bu halkın yüzde 58’i Anayasa referandumunda “evet” oyu kullandı, görüşmelere “dolaylı” bir destek verdi.

Barış için muhafazakârların ve solcuların “onayını” aldı hükümet.

Türkiye’deki en kalabalık kitle olan “muhafazakârların” çözümden yana tavır alması sanırım Türkiye’deki en büyük değişimlerden biri.

Muhafazakâr kesim, milliyetçilikle arasına, epeyce zorlanarak da olsa, bir mesafe koyuyor.

Bu kesimin zenginleşmesi, güçlenmesi, siyasette ayağını yere kuvvetli bastığını hissetmesi, onun hayatı ve siyaseti algılayış biçimini değiştiriyor, “barışta” daha iyi yaşayacağını, çocuğunu daha güvenli yetiştireceğini biliyor.

Başbakan Erdoğan’ın, “bu algı” değişikliğinde çok önemli bir rol oynadığını da söyleyip onun hakkını teslim etmeliyiz.

Ama muhafazakârların bu algı değişiminde tarihî bir rol oynayan Başbakan Erdoğan’ın yaşadığı bir “zafer” sendromu var, ne zaman büyük bir başarı kazansa ardından “değişimi” kendi denetimi altına almaya çalışıyor, kendisine göre “öncelikler listesi” yapıyor ve hayatı biçimlendirmeye kalkıyor.

Bunu her yaptığında da ortalık birbirine giriyor.

Şimdi gene aynı sendromun yaşandığına şahit oluyoruz.

Erdoğan bütün değişimler için “seçim tarihini” kerteriz alıyor, “seçimden sonra ben hallederim” diyerek değişim vaatlerini oya çevirmeyi planlıyor.

Türkiye gibi sorunları büyük, değişim isteği güçlü bir ülkede bir adamın değişimi tek başına kontrol etmesi mümkün değil.

Kürt sorununun çözümünü, hiçbir olumlu adım atmadan, Kürtlerin güvensizliğini besleyerek “geciktirmek” kanlı belalara yol açabilir.

Tabii bir de bazı Kürt siyasetçiler var.

Onlar da bu ülkede elli milyon Türk’ün yaşadığını unutarak sürekli tehditkâr bir üslupla konuşup, Kürtlerin istediği her şeyi “silahla” alabileceği inancını yayıyor.

Erdoğan’ın “hesapçı”, Kürt politikacıların da tehditkâr duruşu, karşılıklı aynalar gibi “olumsuzluğu” sonsuza dek çoğaltıyor.

Bazen “işin içinde” olanlar gerçeği görmekte zorlanırlar, “dışarıda” olanlar daha net görürler olacakları.

Eğer bu karşılıklı olumsuzluk sürerse ve savaş yeniden başlarsa neler yaşanabileceğini iki tarafın da iyi düşünmesi gerekir bence.

Bundan sonra başlayacak savaş, yirmi beş yıl boyunca yaşadığımız savaşa benzemez, bu seferki hiç görmediğimiz türden çok sert bir savaş olur.

Dağlar cehenneme döner ve savaş şehirlere kayar.

İki taraf da akacak kana, çekilecek acıya şaşar.

Bunu yirmi beş yıl boyunca çekilen acıları ve dökülen kanları bilerek söylüyorum, elli bin kişinin öldüğü bir savaştan beterinin yaşanacağından korkuyorum.

Ama bu noktada bir de “ümitli” ihtimal var.

Türk halkının da, Kürt halkının da önemli bir kısmı artık barış istiyor ama bu “kimsenin yenilmediği” bir barış olmak zorunda, kimsenin gururunu incitmeyecek bir barış olmalı bu.

Savaş sürerken Türk çocuklarının “zorunlu askerlik kalksın” demekten çekinmemesi, Kürt halkının içinden çıkan PKK’ya muhalif seslerin güçlenmesi barış isteğinin boyutlarını gösteriyor zaten.

Unutmayın ki savaş sırasında böyle davranmak çok zordur, böyle davranılabilmesi için savaşa olan inancın tümüyle yok olması, barış talebinin köklenmesi gerekir.

Eğer hükümet, bu ülkenin Kürt vatandaşlarına olan saygısını ve barış isteğindeki samimiyetini gösteren adımlar atarsa, buna Kürt yöneticilerinden “barışa imkân veren” bir cevap gelirse bu sorun çözülür; toplum bu çözüme hazır.

Yasemin Çongar, devletin atabileceği adımları yazdı bugün.

Barış isteyen bir toplum için hiç de atılması zor adımlar değil onlar, biraz kararlılık yeter.

Bu küçük adımlar büyük bir zenginliğin, mutluluğun, özgürlüğün yolunu açar.

O yolu açanlar da, “küçük hesapların” sağlayabileceğinden çok daha büyük siyasi başarılar yaşarlar.

Bir yol ayrımındayız, en küçüğümüzden en büyüğümüze kadar hepimiz, Türk ve Kürt yöneticilere doğru yolu göstermek için elimizden geleni yapmalıyız.


ahmetaltan111@gmail.com

Add A Comment: